Öncelikle tüm ekibin emeğine sağlık. Oyun hakkındaki görüşlerime gelecek olursak eğer, değerlendirmeme şu cümle ile başlamak istiyorum. Psikoloji bilimi ile ilgili çok fazla fikri olmayan kimse lütfen bu konuda üretim yapmasın çünkü ele alınan mesele çok çok hassas bir mesele ve yeterince derinlikli ele alınmazsa izleyen üzerinde ciddi sıkıntılar oluşturabilir. Benim izlediğim temsilde ön sırada
küçük bir çocuk vardı ve gerçekten orada olmasını istemezdim bu yüzden. Oyunu spoiler vermeden anlatmak biraz güç, o yüzden ben direkt teknik olarak değerlendirmek istedim. Öncelikle oyunun ilk 3 dakikası yapılan gölge oyunu-hareket düzenini biraz amaca hizmet etmez halde gördüm çünkü seyirci olarak hikayeyi dinledikten sonra “Aa, şu hareket şunu ifade ediyormuş, aa aslında bu reji bu yüzden yapılmış.” Şeklinde bir aydınlanma yaşayamadım. Hani illa öyle bir oyun göreceksek oyunun sonunda hikayeyi dinleyip görsek daha anlam kazanabilirdi. Hiçbir şekilde o anlara geri dönemedim. Genel olarak da oyuncunun ara ara perdenin arkasına geçip gölge oyunlarına başvurmasının sebebini de pek anlayamadım. Sağlık olsun. Oyuncunun karakterler arasında geçişleri de biraz yavandı, karakter geçişlerini ve tek tek karakterleri tanıdık fakat bazı karakterlerin gerçekten oyuna hizmet ettiğini düşünmüyorum. Bu da metinsel bir problem, çünkü ana akstan hayli kopuk karakterler ve karakterin geçmişine ve yolculuğuna kesinlikle hizmet etmiyor bence. Daha akılda kalıcı, vurucu karakterler denenebilirmiş. Ben oyuncunun da pek içine sinerek oynadığını gözlemleyemedim. Bir diğer konu da, bazı tek kişilik oyunların da maalesef düştüğü korkunç bir tuzağa düşmüş yönetmen: “Biz bu oyunu oynarken neredeyiz ve kime oynuyoruz?” Gerçekten ama gerçekten izlediğim tüm tek kişilik oyunları düşündüğümde bu soruya bulunabilecek en çiğ, oyuna en hizmet etmeyen cevap bulunmuş ve oyuncuyu kesinlikle çok büyük ofsayta düşürmüş. İlla bir yerde olmamıza gerek yok diye düşünüyorum. Fleabag mesela. Korkunç derecede mükemmel bir hikaye ve sadece oturup anlatıyor. Neredeyiz, biz seyirci olarak kimiz asla belli değil ve aslında görüyoruz ki buna gerek bile yok. Işık tasarımını da pek anladığımı söyleyemem ama yine diğer kreatif elementlere göre pek gözüme batmadı. Ayrıca kostümü beğendim ben. Seçimi kim yaptıysa fikrine sağlık. Metne gelecek olursak eğer, vermek istediği mesajı açıkçası ben anlayamadım. Bunu da yazarla konuşabilmek isterdim. Yani oyunun sonundaki manifesto niteliğindeki cümleler derinliksizdi ve aslında fikrimce Türkiye’deki oyunların genelinde var olan sorun burada da görülüyor: “Herkesin ortak rahatsız olduğu konuları dile getirmek.” Sormak istiyorum. Biz seyirci olarak zaten bahsedilen şeylerden rahatsızız arkadşlar. Bizde bu metinle tam olarak ne uyandırmayı amaçlıyorsunuz? Ne hakkında sorgulama yapmalıyım bu metni seyrettikten sonra? Tüm bunların dışında Enfal Uzel’in performansını fazlasıyla beğendim. Bence elindeki malzemeyi kullanışını izlemesi çok değerliydi. Anlatımı çok akıcıydı ve telefona bakma ihtiyacı asla istemezdim. Kendisini çok daha kaliteli metinlerde keyifle izlemek isterim. Bu metnin yazarı da kendisi olduğu için oynarken hikayesine inandığını hissettirdi bana bu performansı ki bunu da görmekte çok güçlük çekiyoruz maalesef. Ruhuna sağlık. Dolayısıyla kuvvetli bir oyunculuk perfomansına eşlik eden zayıf bir metin ve boşluklar içeren bir reji seyretmiş oldum. Sahne arkası ekibinin emeğine sağlık. Herkesin derdini günün sonunda onlar çekiyor. Onları sevin lütfen :) Onlarsız tiyatro var olamaz.
Hiçbiri Bizim Suçumuz Değil / Momentum Tiyatro