İnsan neleri satabilir bu hayatta? Mesleği satmaksa birçok yeri bu amaçla dolaşabilir elbet. Bu işinden de saygı görmeyi, sevilmeyi beklemek hayatının merkezine dönüşürse, kapitalizmin kalbi olan bir ülkede neyi kaybedebilir? Ailesinin sevgisini mi? Toplumsal itibarını mı? Sevilen biri olmak çabası neleri kaybettirebilir insana? Oyunun dramı en çok Will'in inanmak istediği saygınlığı ve gerçekler arasındaki farkta kendini gösteriyor. Gerçekler ve gururu arasında sıkışıp kalıyor baba karakteri Will. Oğulları ve işverenleri tarafından sevileceği ve bir zamanlar sahip olduğuna inandığı itibarını geri kazanacağı inancına sıkı sıkıya tutunmuş. Ne oldu da şimdi vazgeçtin diyor karısı Linda, evin son taksidi de bitmisken. okurken de izlerken de bu itibar arzusunun altının dolmayacağını fark etmek bir burukluk veriyor. Gerçekleri babası Will'e anlatmaya çalışan Biff ise bir şeylerin eksik kaldığının farkında bu hikayede. Babasının anlattığı hikayelerde gerçeğe uymayan, eksik kalanlar olduğunu daha çabuk fark ediyor. Babasının annesini aldattığına şahit olunca derin bir çentik atıyor bu uyumsuzluğa belki. Gerçekleri kabul etmede babasından daha yetenekli. Babasının pohpohladığı anlatılardaki gibi dönmüyor dünya ve Biff de öyleymiş gibi davranmıyor, hapise giriyor, çalıyor…Will, kabullenmek istemediklerini görmek zorunda kalınca belki de dayanamıyor ve gözlerini ölüme kapatıyor. Kadın karakterlerin yüzeyselliği tadımız kaçmasın, düzenimiz bozulmasın hattından pek ileriye gitmiyor belki ama babanın dramını, değişen dünyada eksik kaldıklarının dramını anlatması bence çok başarılı. Sahnelenmesinde Fatih Arman ve Halit Ergenç özellikle son sahnelerde çok başarılı bir oyun dinamiği kuruyor ki bence oyunun en vurucu sahnesi burada yükselen oyun dinamiğinde oluşuyor. Biff'in öfkeyle kustuğu gerçeklere sağır kalıp, “aa bak halâ beni düşünüyor, demek ki beni seviyor” çıkarımı yaparak oğlunun başını okşayan Will'in sakinliği yürek burkuyor. Gerçeklere bakmamak da bir tercih ama elbet bedeli oluyor. Çok iyi yazılan bir metin bence bu oyun. Sahnelenmesinde farklı uyarlamalar düşünülebilir miydi bilmiyorum ama orijinaline sadık kalınması güzel bir izleme keyfi verdi kitap ve sahne karşılaştırmasında. Günümüze göre uzun bir oyun ama ben tavsiye ederim, başarılı bir iş olmuş bence.
Yusuf Umut'un hali, çağımızda birçok gencin de yüzleşebildiği ya da yüzleşebileceği türden bir ergenlik bunalımı ya da isyanını anlatıyor. Günümüzdeki oyunlarda artan bir tek kişilik oyun anlatımıyla bu oyunda da karşılaşıyoruz. Oyunu güzel yapan bence bu konunun işlendiği metinden ziyade, anlatımın sinematografik ögeler katılarak zenginleştirilmiş olması. Metnin kurgusunda, dramatik ögelerin çeşitlenmesi için anne, kuzen detaylarına verilen özelliklerde gerekliliğine pek ikna olamadığım detaylar vardı. Oyun bütününde pek bir yere bağlanmayan anne hastalığı, kuzen tavsiyesi gibi tercihler daha farklı nasıl kurgulanabilirdi diye düşündüm. Oyunu izlerken benim içime işleyen daha çok ergen isyanı değil de sevgi arayışı oldu. Güvende hissettiği özgür bir ânı, sevgiyi hissedebildiği güvenli bir ortamı ailesinin yanında yaşayabilmesi için önce ölüme yaklaşması mı gerekiyordu? Umut'un sorguladıklarında bu ikilem bedelinin ödenmesi gereken bir sevgiyi hatırlatıyor. Bir de aslında sevginin en koşulsuz hissedilmesi gereken yerde, ailede. Oyundaki anlatımda bu sorgulamayı sevdim. Metindeki en güçlü yer de bence bu sorgulama. Oyunculuk konusunda da takdirimi belirtmek isterim. Bir iki yerdeki diksiyon bozukluğu ve anlaşılmama durumu dışında karakterin konuşma tarzı ve duruşundan çıkmadığı bir oyunculuk izledik. Tüm ekibin emeklerine sağlık.
Oyunu çok beğendim. İşitsel öğelerle birlikte kurulan ritmi, metin ve oyunculuklarla çok iyi bir senkron içindeydi. Oyun boyunca seyirciyi hiç düşürmeden oyunda tutmayı başardı. Birkaç sorguladığım seçim oldu sadece. Dekor o kadar sade olmasa nasıl olurdu acaba dedim. Zeus'un heybetli eski günlerinden kalan birkaç görsel de olsa belki daha hoş olurdu gibi geldi. Kostüm seçimine bayıldım! Kırmızı kadife bir zıbın. Gerçek olan ama komik de olan ikilem arasında sıkışmışlığı, Zeus'un sıkılıyorum haykırışıyla çok iyi örtüşen bir tasarım olmuş :) Metindeki "sıkılıyorum" gibi basit bir eylemin, bu kadar güçlü yerleştirilmesine ve burada insanı saçmalığından güldüren ama hak da verdiği bir yerde cuk diye oturtulmasına hayran oldum. Son sahnede adeta seyirci nefessiz kalıyor ve sanki oyuncuların artık maskeleri düşüyor. Oyunun bitiş yeri olarak çok iyi oluşturulmuş bir yükseliş olmuş. Sonrasında zaten devam etmemeli artık dedirten bir final seçimiydi. Oyun boyunca sorguladığım şeylerden biri de Hizmetçi karakterinin oyunculuğu oldu. Sahip olduğu görev ve statüden ötürü "gösterişsiz" bir oyunculuk istenmiş olmasını anlayabiliyorum. Ama yine de nasıl düşündüğünü ve Zeus'un maskesini düşürebildiğini son sahnede apaçık görebildiğimiz için ben sanırım bu seçime biraz ikna olamadım. Zeus'a meydan okumasını sadece diyaloglarında değil karakterinde de sezebildiğimiz bir oyunculuk izlemeyi tercih ederdim sanıyorum. Tebrik ediyorum tüm ekibi bize böyle iyi oyun izleme fırsatı sundukları için.
Satıcının Ölümü / Zorlu PSM