“Bir Saniye”, sahneden çıktıktan sonra bile zihinde dönmeye devam eden o nadir oyunlardan biri. Ring metaforunu yalnızca fiziksel bir mücadele alanı olarak değil; vicdanın, sistemin, medyanın ve insanın kendi karanlığıyla hesaplaştığı bir alan olarak kurması çok etkileyiciydi. Özlem Çıngırlar’ın rejisi, gereksiz gösterişe kaçmadan gerilimi katman katman büyüten çok güçlü bir ritme sahipti. Özellikle ışık, ses ve oyuncu hareketlerinin o kontrollü sertliği, oyunun atmosferini neredeyse nefes alınamaz bir noktaya taşıdı.
Oyunculuklarda tek bir “başrol” hissi değil, kolektif bir çarpışma vardı. Seyirciyi sürekli diken üstünde tutan şey de buydu zaten: Kim haklı, kim suçlu sorusundan çok, hepimizin o sistemin bir yerinde oluşunu hissettirmesi… Uzun zamandır bu kadar fiziksel enerjisi yüksek ama aynı zamanda düşünsel tarafı da güçlü bir çağdaş yerli oyun izlememiştim.
Özlem Çıngırlar’ın metin ve yönetmenlik dilinde en sevdiğim şey ise seyirciye cevap vermemesi; aksine rahatsız edici sorular bırakması oldu. Final anındaki o sıkışmışlık hissi hâlâ aklımda. Bahçe Galata’nın yakın ve yoğun atmosferi de oyunun etkisini katlamış. Gerçekten cesur, diri ve çok iyi düşünülmüş bir işti.
“Leziz” gerçekten etkileyici bir tiyatro deneyimiydi!
Oyun, aynı evi paylaşan iki kadının hayatlarına dışarıdan bir unsuru dahil edişini ve bu süreçte içsel dünyalarının kırılganlıklarını ustalıkla ortaya koyuyor. Karakterlerin aidiyet arayışları, kimlik sorgulamaları ve dayanışmaları sahnede çok güçlü ve içten bir şekilde hissettiriyor. 
Ceren Taşçı ve Dilşah Demir’in performansları, dram ile trajediyi dengeli bir duygusallıkla yansıtarak oyunu daha da derinleştiriyor. Bahçe Galata’nın samimi sahne atmosferiyle birleşince, bu oyun akılda uzun süre kalacak bir etki bırakıyor. 
Kesinlikle izlemeye değer bir yapım hem hikâyesi hem de sahneleme estetiğiyle tiyatro severlerin beğenisini kazanacak bir eser!
BİR SANİYE / 4iz Yapım