Oyunu bugün (18 Şubat) izledim. (SPOILER ICERIYOR!) Oyuncular, yazar ve yönetmenin daha önceki işlerini bildiğim için açıkçası beklentim de yüksekti. Ama ne kadar yüksek olabilir ki, değil mi? Bayıldım diyebilirim. Neden bu oyunu çok sevdim? Oyunun çatısında iki kadının birbirlerine paralel ve kesişen noktalarında var olmasını, muhafaza edilenin samimi yanını ve her şeye rağmen tercih
edileni işliyordu bence. Bunu zaten iki kadın oyuncu ve tabi ki yazar / yönetmen desteği ile muhteşem işlemişlerdi. Ancak bir de adam vardı oyunda, eminim herkese çok tanıdık gelen. Kimimizin babası, kimimizin amcası dayısı, kimimizin mahalledeki fırıncısı ve daha kimler kimler. Öyle bir alana işliyordu ki, sahneden çıktığında da orada olmaya devam ediyordu ve bunu da çok güzel verdi oyun. Beni bunlardan daha çok etkileyen ise bu ana çatıya hizmet eden diğer her şey; içilemeyen şarap, bir türlü arzulanan tarifte yapılamayan makarna, kurumuş bir çiçek, açması için yer mi değiştirse yoksa karşısına bir tane daha mı gelse sorunsalı, su dolu bir banyo, anı gelen istifa, aidiyetsizlik hali, ailelerin uzaklığı ve yakınlığı, olmayan terlik, çalışmayan klima, tadı ağır sigara... Her şeyin ev olması ve her şeyin kendini kendi gibi yaşama arzusu. Girift bir temelde, düzeni bozmadan ve kaç dakika geçti ya diye hiç saate bakmaya ihtiyaç duymadan izlettiren bir oyun. Ve tabi sahne tasarımı. Dekorlar da çok sadeydi ama sahneleme biçimi, biz de o evdeyizi dedirtti diye düşünüyorum. Tek notum, kadınlar bazen çekingen geldi bana. Bazı yerlerde ilişki halinin tanışıklığını daha çok görmek isterdim. Bir de Ceren Taşçı'nın olduğu bir sahnede (nefesinin kesildiği yerdi sanırım) müzik çok ağır ve biraz alakasız geldi. Plazada sunumda gibi hissettirdi beni ama belki de başka bir mantığı vardır ben anlamamışımdır. Herkesin emeğine sağlık🧡
Leziz / BahçeGalata