-
Can Atak’ın tek kişilik performansının hakkını vermesinden dolayı kendisini tebrik ediyorum. Gerçekle duygular ve anılar arasında gidip gelen akışı teklemeden, güzel bir enerjiyle aktardı.
Oyun, eski eşini ve oğlunu bir konserine davet eden, orkestrada zil çalan bir müzisyenin hikâyesini anlatıyor. O gün sahnede yaşananlar ve kafasından geçenlere seyirci şahit oluyor: pişmanlıklar, vazgeçişler, kendini değersiz hissettiği anlar, başarısızlık duyguları vb.
Gerçekle kafasında kurduğu şeyler arasında gidip gelirken, oyunun sonunda işler birbirine karışıyor. Kesin ne olduğu kısmı açıkça belirtilmeden oyun bitiyor; bu belirsizlik de eserin etkisini artırıyor.
Eserin sonunda zil bölümü çalındı mı? Şefin durumu nedir?
Eski eşinin sevgilisini anlattığı bölüm gerçekten çok iyiydi. Adam o kadar uzun ki hepimize gölgesinden bir şeyler düştü gibi bir anlatımı vardı. Kendisini hep daha yetersiz gördüğü bir ruh hâli hâkim; oğluna da kendini ispat etme telaşı hissediliyor.
Oyun akıcı bir anlatıma sahip, tek perde ve hiç sıkmadan izlettiriyor kendisini.
-
-
-
İnsanlık tarihinin geçmişten bugüne değişmeyen hırsı “para kazanma” ve “zengin olma”yı bitmek bilmeyen bir açgözlülük duygusuyla sahneye taşıyan renkli bir uyarlama.
•••••
Bulgaristan – Türkiye (Ankara & İstanbul DT) yapımı olan ve Gogol’ün ilk kez 1842’de yayımlanan romanının sahneye uyarlandığı “Ölü Canlar”, daha fazlasını kazanma hırsı üzerinden bireyin ve toplumun analizini yapan eleştirel bir oyun. 19. yüzyıl Rus edebiyatının başyapıtı niteliğindeki eserlerin başında gelen ve yazarın Dante’nin İlahi Komedya’sından esinlenerek üç cilt olarak tasarladığı bu eserini bir tiyatro oyunu olarak kurgulamak kadar sahneye taşımak da büyük risk barındırıyor fakat Devlet Tiyatroları bunun altından kalkmış görünüyor.
•••••
Kırmızı perdelerin kapalı olduğu bir şekilde karşılayan oyun, bu yönüyle arkasında sakladığı renkli ve canlı sahne tasarımının da bir ipucunu veriyor. Oyunun başlamasıyla seyircinin yabancılık çekmemesi adına sunucu-anlatıcı olarak iki karakterin yer alması, olay örgüsünü takip etme konusunda romanı okumayan biri için dahi yol gösterici oluyor. Düzenbaz Çiçikov’un zengin olmak hayaliyle kurguladığı şüpheli planını uygulamak üzere yerel toprak ağalarının hayatta olmayan kölelerini kağıt üzerinde satın almak için kasaba kasaba dolaşması ve bu uğurda yaptığı düzenbazlıkları anlatan oyun, bu yönüyle aptallığıyla, açgözlülüğüyle, mülkiyet hırsıyla ettiği alay sayesinde Rus toplumunun ahlaki eksikliklerini ve bireylerin zaaflarını ortaya koyuyor. Esasında oyunun temsil ettiği değerlerin evrensel yanı, bunu yalnızca Rus toplumu ile kısıtlamamız gerektiğini de açıkça ortaya koyuyor zira sahneye adaptasyon noktasında çok sert olmasa da dokundurma diyebileceğimiz politik mizah ögeleri, bizlere son derece tanıdık geliyor bir yerlerden.
•••••
Hikayenin aktarımı noktasında kostümler kadar, çocuk kuklası, canavar figürleri, makyajlar ve karakterlerin bir kısmının yüzünde yer alan maskeler oyunu zenginleştirirken basit fakat etkili anlatım dili amacına rahatlıkla ulaşıyor. Mizahıyla güldürürken düşündüren oyunun ritmi iki saat boyunca düşmezken müzikli sahnelerin varlığı da bunda hayli etkili oluyor. Fakat bu anlatımın Çiçikov’un insanları kandırdığı bölümlere fazla yaslanması oyunda ciddi bir süreyi harcarken hikayenin derinliğinden alıp götürüyor. Tabii bunda anlatımın fazlaca karikatürize şekilde sunulmasının da bir payı oluyor fakat bütünü düşündüğümüzde yine de fazla göze batmıyor. Ama yine de bu yönüyle romanın derinliğini sunmadığı son derece aşikar. Beklentiyi fazla yukarıda tutmadan izlendiği takdirde eğlenceli bir iki saat geçirmek için son derece nokta atışı bir oyun.
-
Mecidiyeköy Büyük Sahnede izledim. Enerjisi çok yüksek, keyifle ve müzikle akan bir oyun. Karakterler çok eğlenceli resmedilmişler. Oyuncak bebekler gibi tiplemeler, rengarenk kıyafetler, maskeler, şarkılar ve danslar ile bir kabare şov izledik. İzlerken günümüzdeki düzenin de hiç değişmediğini gördük.
Çarpışma / İstanbul Devlet Tiyatrosu