-
Craft oyunlarını klasik tiyatroların dışına çıkıp seyirciye farklı şeyler sundukları için seviyorum. Her oyunları müthiş olmasa da vasata kaçan tek bir oyunları yok. İzleyip pişman olmazsınız, sadece biraz daha az seversiniz.
Bu oyun müthiş kategorisinde değildi ama izlediğim için beni mutlu eden oyunlardan biriydi.
Kabin memurlarının tekrarlayan diyalogları beni rahatsız etmedi. Geçişleri onlarla güzel yönettiklerini düşünüyorum. Bazen sesler üst üste biniyor, anlaşılması güçleşiyor.
Kadınların duygularını ifade edemeyişleri kötü, hiç kimse olduğu gibi değil. Herkes diğerlerinin hayatı ile ahkam kesebileceğini düşünüyor asıl hayatlarını, yaşadıkları şeyleri, hissettiklerini bilmeden.
Herkes kendi gibi olsa, toplum herkesi olduğu gibi kabul etse kimse oynamak zorunda kalmayacak. Belki sorunlara çareler daha kolay bulunur. İnsanlar da başkalarına karşı güçlü görünmek için oynarken kendilerini kaptırıp gerçekten öyle olduklarını düşünmeye başlıyorlar. Kendi duygu ve düşüncelerine erişimi kapıyorlar. Her şeyi olduğu düşünen kadın diğeri kadar yalnız. Bir de üstüne çocukları ile vakit geçiremediğinin vicdan azabı var. Ama boyalara vermiş kendini, kendini hapsettiği banyo, otel odasının dışına çıkıp nefes alamıyor.
Diğeri de tek derdim sarılmaktı diyor ama yalnızlığı ile baş edemediği için o girdaptan çıkamıyor.
Bence oyunculuklar güzeldi.
Ortaya çıkan iş de iyi. Gidin pişman olmazsınız.
-
-
Ben bir yere girdiğimde bütün gözler bana döner. Üniformama, topuklu ayakkabılarıma. İnsanlar bana baktığında akıllarına güven gelir, seks gelir. Kaçış gelir. Kendilerinden, sorumluluklarından, evlerinden, çocuklarından, yalnızlıklarından. Berbat hayatlarını bir kenara atıp yeni şehirler, yeni meydanlar görme arzusu. Hepsi aynıdır oysa ki. Tüm meydanlar, havalimanları, oteller. Sefil yolcuların birkaç günlerine ev sahipliği yapar. Söylemeyi unuttum pilot beni sizi ikaz etmem için gönderdi. Sırt çantaları aşağıya, el çantaları yukarıya. Kalkıştan önce kemerleri takalım. Telefonlar kapalı. Bir sarsıntı, sarsılan uçak değil, berbat hayatlarınız. Bir ses, parçalanan hayatlarınızın sesi. Korkmayın düşmeyiz. Düşsek de korkmayın, hepi topu üç dakika, yüz seksen saniye. Oksijen maskesi tüm yıllar boyunca tuttuğunuz nefesin yerini alacak. Kemerler sarılmayı beklediğiniz kişinin. Gözlerinizin evine çöken hayatlarınız gelecek. Ve en sonunda puf, her şey toz. O yüzden vaktiniz varken bol bol için. Hiçbir şeyi boğamazsınız. En azından acı duymazsınız. Bilgilendirme sona ermiştir. İyi çöküşler, pardon iyi uçuşlar. Bizi seçtiğiniz için teşekkür ederiz.
-
Süryani bir ailenin hikayesi anlatılıyor. Ama konu azınlık hikayesi odaklı değil. Maddi durumdan zayıf, engelli bir çocukları olan ailenin diğer iki çocuklarına daha iyi imkanlar sunabilmek adına aile yadigarı evden vazgeçip vazgeçmeme hikayesi. Engelli çocuğun hikayesini akraba evliliği kaynaklı olmalı. Oyundaki gerçeklikten kopuş geçişleri iyiydi. Evin satılması fikri oyunda bile beni gerdi :) engelli çocuğu oynayan Çağdaş Tekin iyiydi ama genelde oyunculukların iyi olduğu bir performans ortaya kondu. Ah bir de baba sayısal da tuttursaydı iyiydi.
Beğendiğim bir oyun oldu. Feramuz Misss!
-
Oyun herkese hitap etmeyebilir. Absürd ama bence komedi değil. Absürd ama yine de anlatacak bir derdi var. çağımızdaki birbirine yabancılaşmayı anlatıyor, çok yabancısı değiliz konunun. Herkesin kendi sosyal medya hesabında zaman geçirdiği, birbirinden bihaber olduğu dünya. Ayaklarımızın altında gezinen teknoloji. Birbirimize anlatacak bir şeyin kalmadığı, ayakkabı bağlama hikayesinin bile enteresan bulunarak aktarıldığı bir dünya. Maurice Ravel’in Meowed Duet’i tatlı bir esinti idi. Kıvanç Kılıç’ın nefes hikayesi de nasıl bir ezber gerektiriyor dedirtti.
İyi oyuncuları sahnede görmek güzeldi. Müthiş duygular ile ayrılmasam da oyundan, sonradan düşününce farklı tarzda bir oyunu, iyi oyuncularla izlemiş olmaktan dolayı iyi ki izlemişim dediğim bir oyun oldu.
Yeter / Craft