“Hertz 52” tanıtım metnini okuduktan sonra oluşan beklentim netti: düşündüren, belki biraz nostalji yaşatacak, eşimle birlikte keyifli bir tiyatro akşamı. Ne yazık ki sahnede karşılaştığımız gerçeklik, bu beklentimin epey uzağında kaldı.
Ortaya konan iş, klasik anlamda bir tiyatro oyunundan ziyade, gevşek bağlarla bir araya getirilmiş kişisel anlatılar silsilesini içeriyordu. Açılış sahnesinde atılan tokatlar ve hemen ardından oyuncuların seyirciye selam vermesi, gösteri sonlandı gibi bir düşündürme yapılması, sanki sonradan anlayacağımız bir bütünün parçası değil de kendi başına duran bir sahne olarak kaldı. Gösterinin devamında, oyuncuların zaman zaman birbirleriyle, zaman zaman mikrofon başında seyirciye yaptığı paylaşımlar, Büyükada’ya dair bireysel anıların aktarımına dönüştü. Ancak bu anlatılar, tanıtım metninde bahsedilen, “Ada neden yok oluyor” gibi bir hikâyeye cevap bulmada birleşmek yerine, sadece monologlar olarak kaldı. Oyuncuların kendi aralarında yaptıkları sohbetlerde dahi bir hikâye oluşturan öğeler olarak göremedik.
Sahne üzerindeki fiziksel aksiyonları da anlamlandıramadığımı ifade etmem gerekir; bir oyuncunun diğer bir oyuncunun kafasına su dökmesi, sahnedeki tüm eşyaların dağıtılmaya başlanması, kıyafetin çıkarılıp mayolu olarak anıların paylaşılması, krema ile yapılmaya çalışılan taç, bir oyuncunun diğer bir oyuncunun yüzüne yeşil bir su tükürmesi… Tüm bunların anlamlanmasını bekliyorsunuz; ancak oyun ilerlerken bu soruların hiçbirinin karşılık bulmadığı görülüyor. Bir “flash forward” hissi yaratan açılışın, anlatının geri kalanıyla birleşerek bir noktaya varmasını ümit ediyorsunuz, ama bu bağ da kurulmadan oyun sona eriyor.
Sonuç olarak “Hertz 52”, seyirciye, tanıtımında belirtilen bir hikâye sunmaktan çok, parçalı bir gösteri olarak kalıyor. Eşimle salondan çıkarken aklımızda kalan temel soru şuydu: “Az önce ne izledik?”
Değerlendirmem sert gelebilir; fakat iyi bir işi takdir etmek ne kadar değerliyse, beklentimi karşılamayan bir işi de aynı açıklıkla değerlendirmek gerekir düşüncesindeyim. Bu bağlamda, “Hertz 52”yi kişisel olarak önerebileceğim bir oyun değil.
Çok rica edeceğim; bu oyunda tam olarak ne anlatılmak istendiğini anlayan biri var ise bizi aydınlatmasını rica ederim. Uzun zamandır en zorlanarak izlediğim oyun diyebilirim. Devised tekniği ile üretilmiş metne ve akışa sahip farklı oyunlar da izlemiş biri olarak şunu söyleyebilirim: İyi ki bu teknik ile üretilmiş, izlediğim ilk oyun bu değil. Yoksa teknikle alakalı mı acaba, derdim. Oyunda herkes oldukça akıcı konuşmakla birlikte metnin anlamsız akışı nedeniyle şaşırıyorlar mı, sıkıldılar da başka bir şey mi anlatıyorlar; onu bile anlamadım. Yıllardır oyun izleyen kendi halinde bir izleyiciyim ama böyle bir şeyi ilk kez izliyorum. Üzgünüm, hikaye seyircide yok ne yazık ki...
Sezgin Irmak'ın performansının ortalama üstünde olduğu, tek kişilik 70 dakika süren iyi bir oyun. Rol içerisindeki gel gitlerinin çok yerinde olduğunu ve iyi oynandığını düşünüyorum. Sadece ruhsal gerilim dozu yüksek hikayede komedi unsurları biraz sönük kalmış. Bazı yerler köpürtülebilir ve komedi-gerilim arası geçişler daha net olabilir.
Bilmeden oyunun premier'ine denk gelip bilet almışım. :) Bu eksiklikler ilk oyun kaynaklı da olabilir.
Alkışı bol olsun.
Kıvanç Koca, istos sahne aznavur'da olduğunu bildirdi
5 gün önce