-
Sonunu merak ettirerek izleyiciyi içine çeken, oldukça sürükleyici bir oyundu. Toplumsal meseleleri incelikle ele alırken yer yer keyifli, yer yer yoğun bir dram yaşattı. Geçmişin bir anda gün yüzüne çıkması etkisini daha da güçlendirdi. Bu deneyimi yaşamış olmaktan gerçekten mutluyum. İzleyecek olanlara küçük bir uyarı: Sahneye öyle kapılacaksınız ki gözlerinizi bir an bile ayıramayacaksınız.
-
Sarsici sonla biten ulkemizin yarayan karasi olan bir konuyu muazzam bir senaryo ve oyunculukla islemiş
-
75 dakika, tek perde, etkileyici bir oyun.
Brot Tiyatro, yine yapmış yapacağını. Üçte üç oldular benim için. ‘Elveda Bay Haffmann’ ve ‘Saraylı’nın Üç Ölümü’ ardından şimdi de “Leke”. Bu sefer Cem Arslan kendi yazmış ve Utku Arslan ile birlikte oyunculukları üstlenmişler. Başarılı bir oyun. En başından tebrik ediyorum.
Bizim ülkemizde sıklıkla gündem olan, ama dünyada da aynı hatta daha sıklıkla karşılaşlıan bir travmayı kendine dert edinmiş bir metin. Derdi merak edenleri sahneye davet ediyorum :).
Karşımızda aynı ailede yetişmiş, iki farklı karakterde kardeş. Biri okumuş, diğeri hayta. Biri akılcı, diğeri dürtüsel. Biri nazik, diğeri kaba. Biri cesur, biri korkak. Ama hangisi hangisi derseniz, işte orası karışık. Her bir katman ile neyin doğru neyin yanlış olduğunu seçemiyorsunuz. Her bir gizin aydınlanması ile hangi kardeşe ne kadar hak vereceğiniz grileşmeye başlıyor. Hikayenin şeytanı kim ve ne için sorusu son sahneye kadar muğlak. İşte tam da bu yüzden, büyük bir merakla izliyor, kopamıyorsunuz. Oyunun başlamasından birkaç dakika sonra, kendinizi o kasap dükkanına bağlanmış buluyorsunuz. Ve sonra bir bakmışsınız oyun bitmiş. Vurucu bir sonla…
Oyunculukları, dekoru, metni beğendim. Karakterler tam olması gerektiği gibi olmuş. Argosu yerinde, mizahı yerinde, gerilimi yerinde, gizemi son ana kadar koruyor. Başarılı bir iş ortaya çıkarmışlar.
Emeğinize sağlık Brot Tiyatro! Işığınız ve seyirciniz bol olsun. Yeni üretimlerinizde görüşmek üzere.
-
Duygudan duyguya hız trenindeymiş gibi geçeceksiniz. Oyuncular metni her kelimesiyle benimsediği için yansıttıkları ruh hali adeta içinize işliyor. Dolu dolu geçen yetmiş beş dakikanın sonunda da oyun peşinizi bırakmıyor, sonunu hayal ederken dalıp gidiyorsunuz. Mutlaka izlenmesi gereken çok başarılı bir iş olmuş. Emeği geçen herkesin ellerine sağlık.
-
Murat ve Mert, tanıdık görünen iki uç gibi başlasa da oyun onları klişeye teslim etmiyor. Biri hayata entelektüel bir mesafeden bakarken, diğeri borç, aile ve mahalle gerçekliğinin tam ortasında sıkışıp kalmış bir adam. Asıl çatışma düşüncelerinde değil; hatırlama biçimlerinde. Oyun, seyirciyi bu iki karaktere yavaş yavaş yaklaştırıyor, tanıdık ve ‘bizden’ kılıyor. Bu yakınlık, oyunculukların ölçülü
ve abartıdan uzak performansları sayesinde sahici bir bağa dönüşüyor ;karakterler temsil olmaktan çıkıp gerçek insanlar gibi var oluyor. Tam bu yakınlık kurulduğunda ise aile, çocukluk ve travmalar sert bir yüzleşmeye dönüşüyor. ‘Geçmiş geçmez; sadece susar.’ Travmatik unsurlar, özellikle sembolik detaylar aracılığıyla estetikten çok gerçekliğe yaslanıyor. Etik mesafeyle sunulmuş travmatik gerçekçilik de diyebiliriz. Bu nedenle ‘Leke’, izleyeni yalnızca sahneyle değil, kendi suskunluklarıyla da baş başa bırakıyor. Emeği geçen herkesi tebrik ediyorum ve kesinlikle tavsiye ediyorum.👏🏻
Leke / Brot Tiyatro