“Bir Saniye”, yalnızca izlenen bir tiyatro oyunu değil; insanın içine işleyen psikolojik bir deneyim gibiydi. Oyun boyunca zaman kavramı, baskı, güç ilişkileri ve insanın kırılma anları öyle başarılı işlenmişti ki bir an bile kopamadım. Reji dili inanılmaz rafineydi. Özlem Çıngırlar, sahneyi sadece bir anlatım alanı değil, adeta yaşayan bir organizmaya dönüştürmüş. Özellikle oyuncuların sahnedeki fiziksel varlığı ve ring metaforu üzerinden kurulan gerilim çok uzun zamandır izlediğim en etkileyici sahne tasarımlarından biriydi.
Oyunun en güçlü taraflarından biri de seyirciyi sürekli ahlaki bir sorgulamanın içine çekmesi oldu. Kim güçlü, kim mağdur, kim gerçekten suçlu… Bunların cevabı sürekli değişiyor ve bu da oyunu sıradan bir dramatik anlatının çok ötesine taşıyor. Diyalogların sertliğiyle sessizliklerin ağırlığı arasındaki denge müthiş kurulmuştu.
Özlem Çıngırlar’ın yönetmenliğinde en etkilendiğim şey ise hiçbir duyguyu seyirciye zorla dayatmamasıydı. Her şey ince ince örülmüş, dozunda ve çok zekice ilerliyordu. Final sahnesindeki yoğunluk ve atmosfer hâlâ üzerimde. Çağdaş tiyatronun neden hâlâ bu kadar güçlü bir sanat olduğunu hatırlatan, çok sarsıcı ve çok nitelikli bir yapımdı.
BİR SANİYE / 4iz Yapım