İzleyeni duygudan duyguya sürükleyen bir “şey” (Zira tiyatro asla değil, ne olduğunu da ben anlayamadım maalesef.) İzlediğiniz sürede öfke, kandırılma, pişmanlık, başkası adına utanma gibi pek çok duyguyu aynı anda yaşıyor ve “Ben kime ne kötülük ettim de buna maruz kaldım?” diye soruyorsunuz. Bu kadar insanın bir araya gelip Alper Canıgüz’ün güzelim kitabını alıp berbat bir evcilik oyununa çevirmesini, sonra da bunu özgünlük kisvesi altında İKSV’de sergilemesini kabul edemiyorum. Yarattıkları evrene o kadar bayılmışlar ki o an sözü olmayanlar perdedeki tuhaflığı ayıla bayıla izliyor. Evren derken bir düzeni var sanılmasın, herkes evinde bulduğu oyuncağı kapmış gelmiş, Hatice karakterini canlandıran hanımefendinin ise oyuncağı yok herhalde ki o parmağıyla oynamış. Aşure evrenlerine bayılmışlar ama herhalde izleyiciden bize ne demişler zira bir hanımefendinin elinde mavi dosyada tekst, biri barkovizyonun önünden sallana sallana geçiyor. Ne yaptıkları işi ne de izleyenleri ciddiye alıyorlar. Tek teşekkürüm on dakikalık ara koymalarına, çünkü kendilerine rağmen biz seyirciye saygımızdan oyunu terk edemedik. En azından bizi ikinci yarıdan kurtardılar.
Kısık Ateşte Düdüklü Tencere / Zorlu PSM