Arthur Miller'ın *Satıcının Ölümü* metni çok güçlü; başarı, değer görme, kendini kandırma, aileye tutunma ve insanın kendi hayallerinin altında ezilmesi meselesini anlatıyor. Bu sahnelemede beni en çok etkileyen taraf, Willy Loman'ın zihnindeki dağılmanın ve geçmişin bugüne sızmasının iyi verilmesiydi.
Benim için oyunun merkezinde Halit Ergenç vardı. En önde ve yandan izlediğim için mimiklerini, yüzündeki küçük değişimleri net görebildim. Özellikle öfkelendiği, dağıldığı, kendini kandırdığı anlarda Willy'nin huzursuzluğunu çok iyi taşıdı. O "başarılı ve sevilen biri olma" hayalinin altında ezilen adam hâli sahnede gerçekten görünür oluyordu. Ergenç, oyunu taşıyan isimdi. Kubilay Karslıoğlu, Beyti Engin ve Fatih Arman'ın oyunculukları da iyiydi; oyunu bozacak kadar büyük bir sorun değil ama Fatih Arman'ın bazı kelimeleri yuvarlıyor olması, çok net konuşan oyuncuların yanında diksiyon açısından biraz zayıf kalıyordu.
Zerrin Tekindor'u ilk kez sahnede izledim. Bu rolde bana tam geçmedi; özellikle ağlama sahnelerinde beklediğim duyguyu alamadım. Öte yandan Linda, trajik olmayan, ses çıkarmayan ama kurban da olmayan bir karakter — belki oyunculuğu tam olarak buydu ve rol bu anlamda başarıyla taşındı. Bununla birlikte Linda'nın saç, makyaj ve genel stil yorumu bana fazla genç ve pürüzsüz geldi. İki yetişkin çocuğu olan, yılların yükünü taşıyan bir kadın hissi görsel olarak daha fazla desteklenebilirdi.
Kostüm tasarımını genel olarak iyi buldum; karakterlerin giyimi dönemi, sınıfsal konumu ve sahnedeki dünyayı destekliyordu. Eleştirim kostümlere değil, Linda'nın görsel yorumuna. Özellikle çorap meselesinin bu kadar sembolik ağırlık taşıdığı bir metinde, Linda'nın görsel dünyasının biraz daha yaşanmış ve yıpranmış olmasını beklerdim.
Sahne tasarımında en güçlü bulduğum fikir sandalyelerin kullanımıydı. Willy'nin oyunun başında sandalyelere basa basa sahneye girmesi ve öldüğünde yine aynı sandalyeler üzerinden sahneden çıkması bana güçlü bir metafor gibi geldi. Sanki hayatı boyunca üzerine basarak ilerlediği şeyler — başarı baskısı, aile yükü, borçlar, hayal kırıklıkları, kendi kendine kurduğu Amerikan rüyası — sonunda onu yine aynı yoldan dışarı taşıdı.
Sahnenin genel yalınlığı konusunda ise kararsız kaldım. Yalınlık bilinçli bir reji tercihi olabilir ve bazı yerlerde çalışıyordu. Ama ev, bahçe, lokanta, tohum ekme, Willy'nin kendi elleriyle tamir ettiği ev gibi oyunun önemli sembolik mekânları sahnede fazlasıyla seyircinin zihnine bırakılmıştı. Zorlu gibi büyük ve imkânlı bir sahnede atmosferin biraz daha güçlü kurulmasını beklerdim.
Sonuç olarak oyunu beğendim. Arthur Miller'ın metni çok güçlü ve Halit Ergenç'in oyunculuğu bu metni sahnede gerçekten taşıyor.
Satıcının Ölümü / Zorlu PSM