Oyun hikâye anlatmak” için değil, seyircinin konfor alanını söküp masaya koymak için çıkmış gibiydi. İki saat boyunca tek kişilik bir performansın bu kadar diri, saldırgan, kırılgan ve oyunculuk açısından bu kadar kontrollü kalabilmesi gerçekten kolay değil. Oyuncu yalnızca bir karakter oynamıyor; toplumsal cinsiyet normlarının, bastırılmış arzuların, utancın, cinselliğin ve “ayıp” diye halının altına süpürülen ne varsa hepsinin içinden geçen bir kambura dönüşüyor.
Oyunun en güçlü taraflarından biri seyirciyle kurduğu rahatsız edici ama bir o kadar keyifli ilişki. Metin; cinsellik, tabu, beden politikaları ve toplumsal roller üzerine seyirciyi memnun etmeye çalışmadan konuşuyor, zaman zaman provoke ediyor. Bence tam da bu yüzden değerli.
Çünkü Tek kişilik bir oyunda ritmi korumak zaten başlı başına bir maratonken, enerjiyi düşürmeden karakterler, duygular ve tonlar arasında geçiş yapabilmek etkileyiciydi. grotesk, şiirsel, yer yer tamamen kaotik bir dünya kurulmuş. Ve en güzeli, hiçbir yerde “güvenli” olmayı seçmiyor.
Sahneden çıkınca insanın üstüne biraz ter, biraz utanç, biraz özgürlük bulaşıyor. Bayıldımm
Son dönemde zorbalık konusu karşımıza çok çıktığı için midir bilmiyorum, yakından ilgilenmeye başlamışken oyuncunun performansı sayesinde iyice bütünleştiğim bir konu oldu. Oyunun çok renkli olmasının yanı sıra oyuncunun da çok sürükleyici bir anlatımı vardı. Başarılı bir hikaye anlatıcılığı örneği olduğunu düşünüyorum, hiç sıkılmadan, gözlerimi ayıracak fırsat bulmadan o çocuğun yaşadıklarını/yaşayacaklarını merakla bekledim. Ayrıca metnin çevirisini ve günümüze uyarlandığı yerleri de çok sevdim. Uzun zamandır prova sürecini bu kadar merak ettiğim bir oyun izlememiştim. Tebrik ederimm☘️
Zifarya'nın Gecesi / DOF Tiyatro