Bir ustanın öğrencisine bırakabileceği en büyük miras, kendi üslubunu devam ettirmek değil öğrencinin özgün yolunu bulmasına imkân tanımaktır. Öğretmek, bilgiyi ve deneyimi aktarırken öğrencinin bunları kendi bakışı, sezgisi ve deneyimiyle yeniden kurmasına alan açmaktır. Jacques Ranciere, Cahil Hoca: Zihinsel Özgürleşme Üstüne Beş Ders a
DEVAMIdlı kitabında öğrenmenin yalnızca bilen ile bilmeyen arasındaki bilgi aktarımına dayanmadığını; öğrencinin ve çırağın kendi kapasitesini kullanarak, kendi başına düşünme ve ilişki kurma gücünü ortaya çıkarmasıyla gerçekleşebileceğini öne sürer. Bu düşünce, sanat eğitiminde de kendine yer bulur. Atölye, yalnızca teknik bilgi ve becerinin aktarıldığı bir alan değil, usta ve hoca olarak sanatçının bireysel deneyimini paylaştığı, bakma ve üretme biçimlerinin tartışıldığı bir alan olmalıdır.
Bu düşüncenin temelini oluşturduğu “USTASINDAN SONRA: Karşılaşmalar, Diyaloglar, Ayrışmalar”; Terakki Vakfı Sanat Koleksiyonu’ndan yirmi iki sanatçının eserini bir araya getiriyor. Farklı kuşaklardan birbirine temas eden hocaların ve öğrencilerin kendi sanatsal üsluplarını nasıl geliştirdiklerine, birbirlerinden nasıl etkilendiklerine ve zamanla bu etkiden nasıl ayrıştıklarına odaklanıyor. Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun Anadolu motiflerini öne çıkaran soyut resimlerinin etkisi, öğrencilerinden Yusuf Katipoğlu’nun resimlerinde kendine yer bulurken, bir diğer öğrencisi Zehra Aral’ın kadın bedenini karanlık, içe dönük ve psikolojik bir anlatım içinde ele alan resimlerinde farklı bir forma dönüşüyor. Sanat pratiğine kübist figüratif anlayışta başlayıp, ilerleyen dönemde soyut geometrik üslup ile devam eden Halil Dikmen’in yolunun kesiştiği öğrencilerden Dinçer Erimez, bilinçaltına referans veren tekinsiz bir kontur hattını resmin temel unsurlarından biri hâline getirerek hocasının biçimsel mirasını kendi özgün dünyasında dönüştürüyor.
DAHA AZ GÖSTER