Murat ve Mert, tanıdık görünen iki uç gibi başlasa da oyun onları klişeye teslim etmiyor. Biri hayata entelektüel bir mesafeden bakarken, diğeri borç, aile ve mahalle gerçekliğinin tam ortasında sıkışıp kalmış bir adam. Asıl çatışma düşüncelerinde değil; hatırlama biçimlerinde. Oyun, seyirciyi bu iki karaktere yavaş yavaş yaklaştırıyor, tanıdık ve ‘bizden’ kılıyor. Bu yakınlık, oyunculukların ölçülü
ve abartıdan uzak performansları sayesinde sahici bir bağa dönüşüyor ;karakterler temsil olmaktan çıkıp gerçek insanlar gibi var oluyor. Tam bu yakınlık kurulduğunda ise aile, çocukluk ve travmalar sert bir yüzleşmeye dönüşüyor. ‘Geçmiş geçmez; sadece susar.’ Travmatik unsurlar, özellikle sembolik detaylar aracılığıyla estetikten çok gerçekliğe yaslanıyor. Etik mesafeyle sunulmuş travmatik gerçekçilik de diyebiliriz. Bu nedenle ‘Leke’, izleyeni yalnızca sahneyle değil, kendi suskunluklarıyla da baş başa bırakıyor. Emeği geçen herkesi tebrik ediyorum ve kesinlikle tavsiye ediyorum.👏🏻
Leke / Brot Tiyatro