Oyun Özeti
VE, rizomun merkezsiz, çoğalan ve sürekli yeniden kurulan bağ yapısını iki beden, mekân ve seyirci üzerinden araştırıyor. Burada bağ, iki nokta arasında kurulan sabit bir ilişki değil; temas ettikçe yön değiştiren, kopan, başka bir yerden y
DEVAMIeniden başlayan ve giderek çoğalan canlı bir yapı olarak ele alınıyor.
Performans Barın Han’ın tek bir penceresinden başlayıp tüm mekana yayılan iki bedenin duvarlara, gölgelere, tozlara ve birbirlerine değmeleri ile devam ediyor. İçeri ve dışarı arasındaki sınırda duran bu iki beden, Barın Han’ı performansın gerçekleştiği bir alan olmaktan çıkararak hareketin ilk bağlantı noktasına dönüştürüyor.
*Bu bilet "Barın Han x Istanbul Fringe Festival Ortak Üretim Projesi: "Bağ Kurma" kapsamında proje için hazırlanan aşağıdaki 4 sergi/enstalasyon girişlerini de kapsamaktadır.
“sal, gitsin! çek, gelsin!”
Mesrure Melis Bilgin Koen
“sal, gitsin! çek, gelsin!” İstanbul’un dış mekânlarıyla iç mekânlarını, aşağısıyla yukarısını,
yatayıyla dikeyini, kamusalı ile mahremini, binalar ve sokaklar üzerinden insanları birbirine
bağlayan bir mahalle alışkanlığı olan sepet sarkıtmayı bir enstalasyon ve performansa
dönüştürüyor. Kapsayıcılığıyla dişil ve rahme dair bir nesne olan sepet; eril ve dikey mimariyi
dengeleyen bir unsur olarak kullanılıyor. Barın Han’ın pencerelerinden sarkıtılan sepetler ve
içindekiler; Han’ın, sanatçıların, ziyaretçilerin ve yoldan geçenlerin tanıklığında sokakla gün ve
gece boyu yeni bağlar kuruyor.
Bachmann: Kırık Şiir
Mîna Kocailik
Ressam Mîna Kocailik, bizleri Avusturyalı feminist yazar ve şair Ingeborg Bachmann’ın şiirlerinden mısralar arasında görsel bir yolculuğa çıkarıyor. Edebiyat ve resmin birbirini dönüştüren bağlarını araştıran sanatçı, Bachmann’ın farklı şiirlerinden seçtiği mısraları karışık teknikle ürettiği resimlerin yüzeylerine dahil ediyor. Kolaj tekniğiyle bu mısraları yeniden bir araya getirerek Bachmann’ın kaleminden yeni bir şiir kurarken, aynı zamanda tek tek eserlerin ve bütünün birlikte işlediği bir görsel şiir dizisi oluşturuyor. Bachmann’ın sözcükleri, Kocailik’in resimlerinde yeniden parçalanıyor, birleşiyor ve başka bir dile dönüşüyor. Ortaya çıkan seri, şiirin resme, resmin şiire dönüştüğü; iki disiplin arasındaki sınırların eridiği bir görsel şiir alanı açıyor.
Çifte Temas: Bir Hafıza ve Onarım Deneyimi
Nalin Yeşilbaş
Ziyaretçi, rahim benzeri izole bir alanda doğum öncesinin o korunaklı ama mutlak yalnızlığını deneyimler. Bu temsili alandan dışarı adım attığında; dünyadaki varoluşsal "fırlatılmışlık" ve doğum anıyla yüzleşerek Çifte Temas eseriyle karşı karşıya gelir.
Eser, bebeğin dünyayla kurduğu ilk biyolojik bağ olan Palmer Refleksi'ni merkezine alır. Eserin önünde kurulan düzenek ise ziyaretçiyi kâğıtla doğrudan ilişkiye geçirerek mekânın tarihi hafızasına dokunmasını sağlar. Seyirciyi edilgen bir izleyici olmaktan çıkarıp anlatının bizzat üreticisine dönüştüren bu etkileşimde; ziyaretçi dilediğince deneyimlediği sayfalara kendinden bir parça bırakır ve Barın Han’dan kopmaz, ruhsal bir bağ kurar.
RÜYALAR — UYANINCA
Mina Kocailik ve Ceren Yılmaz
Mina Kocailik ve Ceren Yılmaz, Barın Han’ı yalnızca bir sergileme mekânı olarak değil, gündelik üretimlerinin bir parçası olarak kullanan iki sanatçıdır. Barın Han’da tanışmalarının ardından, başlangıçta sergilenmesi planlanmayan Rüyalar ve Uyanınca arasında kurdukları yakınlık, iki ayrı pratiğin ortak bir alanda karşılaşmasına dönüşür.
Kocailik’in Rüyalar isimli resmi ve ona eşlik eden şiir düş, beden ve özgürleşme arasında dolaşırken, Yılmaz’ın Uyanınca isimli kelebeği resmin düşsel dünyasından gerçekliğe çıkmışçasına onun yakınına konar. Ancak bu geçişte bütünlüğünü koruyamaz.
Uyanınca’nın düşünsel çıkış noktalarından biri olan Zhuangzi’nin kelebek düşü, insan ile kelebek, düşleyen ile düşlenen arasındaki ayrımı belirsizleştirir. İki işin karşılaşması ise bu soruya yeni bir ihtimal ekler:
Rüyada bütün olan, gerçekliğe çıktığında bütün kalabilir mi?
Hayal misin?
DAHA AZ GÖSTER