Dünyanın sonu çoktan geldi.
Gezegen olan Dünya değil, inşa ettiğimiz dünyanın sonu: siyaseti, sistemleri, toplumsal düzenleri ve onu ayakta tutan tüm mekanizmalarıyla kurguladığımız dünya. “Dünyanın sonu” uzak bir tehdit değil, sürekli yeniden üretilen mevcut bir durum. Sistematik tuzaklar öylesine köklenmiş durumda ki hiçbir
DEVAMIalternatif, hiçbir kaçış, hiçbir kurtuluş yok. Ani bir felaket senaryosu –bir göktaşı, bir salgın ya da bir uzaylı istilası– hayal edilebilir tek çıkış yolu hâline mi geldi?
Sonra yok. Sonrası şimdi. sergisi, başlığını Cormac McCarthy’nin kıyameti tekil ve sonlu bir olay olarak ele almak yerine, dünyanın tükenen gerçekliğinin koşullarını ısrarla sorgulayan Yol adlı romanından ödünç alıyor. Arter Koleksiyonu’ndan yapıtları bir araya getiren sergi, “son”un trajik, sinematik ve çoğu zaman absürt nüanslarını irdelerken, kıyamet düşüncesinin nasıl manipüle edildiğini, medyatikleştirildiğini ve sürekli tekrarlanan söylemlerini ele alıyor. Türkçedeki kıyamet sözcüğünün İngilizcedeki karşılığı olan apocalypse, Yunanca apo (“-den uzaklaşmak”) öneki ile kalyptō (“örtmek” ya da “gizlemek”) kelimesinden oluşuyor ve etimolojik olarak “açığa çıkarma” anlamını taşıyor. Ancak bugün, özgün anlamının aksine, dünyanın sonu fikri ve popüler kültürde sıkça kullanılan ilişkili imgeleri, ani bir felaket senaryosundan çok daha az görünür ve çok daha kaçınılmaz olan bir gerçeği gizliyor: Etkileri yeryüzündeki varlığımızdan bile daha uzun sürecek, birbiriyle bağlantılı ve birbirinin üzerine eklenerek çoğalan devasa ölçeklerdeki küresel güçleri – radyasyonu, küresel ısınmayı, hidrokarbonları, plastikleri…
Sergi alanına giren ziyaretçileri, onları yalnızca izleyici olarak konumlandıran bir dizi yapıt karşılıyor: Kimi zaman hayali bir ekranın karşısında durup felaket haberleri paylaşan bir muhabiri dinliyor, kimi zamansa sanki dünyanın sonunun ardından ıskartaya çıkarılmış bir cihaz yığınıyla baş başa kalıyorlar. Bu ilk karşılaşmanın ardından, kıyamet imgelerini çağrıştıran ancak aslında dünyanın devam eden ağır çöküşünün boyutlarını açığa çıkaran eserler deneyimleniyor. Tüm bu yapıtlar ısrarcı bir sorunun etrafında buluşuyor: Dünyanın sonunu hayal etmek, neden onun çürüyen mekanizmalarının sonunu hayal etmekten daha kolay?
Öyleyse “dünyanın sonu” fikri, belki de kolektif bir çıkmazın göstergesi. Ne bir kehanet ne de gezegenin fiili sonu. Bizi kurtaracak ani bir olayın –ne bir salgın, ne bir patlama, ne bir uzaylı istilası, ne de temiz bir sonun– olmayacağına dair sessiz ama daimi bir bilgiden doğan bir duygu. Şimdi. Sonra yok.
DAHA AZ GÖSTER